Üst Düzey Yönetici Belgesi
Siyaset Bilimi Siyaset Bilimi Hakkında Herşey!İncele

Kategori: Genel

Genel

Monarşi yönetim ne demek?

Monarşi Nedir?

Monarşi hakkında bilgiler:

Devleti oluşturan bazı unsurlar vardır. Örneğin günümüzde yaygın olarak devletler parlamenter, başkanlık ve yarı başkanlık sistemlerini benimsemişlerdir. Devlet yönetimi demokratik toplumlarda genellikle bir kişide toplanmaz. Yargı ayrı bir kuvvet olarak bağımsızdır. Yasama ve yürütme organları ayrı olarak bağımsız bir kuvvettir. Ancak monarşik devletlerde bu durum farklıdır.

Monarşi devlet yönetim biçiminde tüm yetkiler bir kişide toplanır. Bu kişiye monark denir. Monark tek başına kanun yapabilir, tek başına karar verebilir, tek başına yargılama yapabilir ve kendinde toplanan yönetimi çocuğuna bırakabilir. Örneğin İngiltere’ de halen monarşi devam etmekte ancak İngiltere’ deki durum artık anayasal bir monarşidir. Bu ülkede artık monark tek başına karar verememektedir. Tek başına karar verilemeyen monarşilere meşruti monarji, tek başına karar veren monarşilerde ise mutlak monarşi ile yönetilen ülkeler denilmektedir.

Osmanlı devleti döneminde 1908 yılına kadar mutlak monarşi düzeni mevcutken, 1908 yılında ilan edilen 2.meşturiyet ile birlikte resmen meşruti monarşiye geçilmiştir.
Meşruti monarşi ile mutlak monarşiyi birbirinden ayırmak için devlet yönetiminde kararların tek bir kişidemi, yoksa farklı kurum ve kurumlarca verildiği yerdemi toplanıyor ona bakmak gerekir.

Önemli not: Devlet yönetimi ve gücü tek kişide toplanıyorsa mutlak monarşi,
Devlet yönetimi ve gücü tek kişide toplanmıyorsa meşruti monarşi denir. Buna bir örnek vermek gerekirse, şuan İngiltere, İspanya ve Hollanda gibi ülkeler meşruti monarşi ile yönetiliyor. Meşruti monarşilerde ülkeyi yöneten kişi monark değildir. Meşruti monarşi ile yönetilen ülkelerde monark sembolik görevleri vardır.

Monark nedir?: Monarşilerde devleti tek başına yöneten kişidir.

Monarşilerde devlet başkanına verilen unvanları;

kralimparator

Kral,

Padişah,

Çar ve

Şah gibi unvanları vardır.

Monarşinin temel özellikleri;

  • Tek kişinin egemenliğine dayanılarak yönetilen devlettir.
  • Tüm yetkilerin ve güçlerin tek kişide toplanmasıdır.
  • Seçim dışı yöntemler kullanılır.
  • Yetki, genellikle miras yoluyla (babadan oğula saltanat) geçer. Bu kişi kral, prens, padişah, çar olabilir. Bu kişinin emirleri tartışılmaksızın kabul edilir.
  • Yasama, yürütme ve yargı yetkileri bu kişinin elindedir. Kimseye hesap vermez.
  • Yüzyıllar boyunca en yaygın yönetim şekli olarak kullanılmıştır.

 

  • Geçmişte monarşi ile yönetilen ülkeler;
  • Osmanlı Devleti,
  • Roma İmparatorluğu,
  • Rusya,
  • İngiltere,
  • Fransa.
  • Günümüzde monarşi ile yönetilen ülkeler;
  • Suudi Arabistan,
  • Fas,
  • Birleşik Arap Emirlikleri,
  • Ürdün,
  • İngiltere,
  • İspanya,
  • Hollanda,
  • Japonya monarşik devletlerdir.

A. Mutlak Monarşi

  • Tek kişi hâkimiyeti esastır
  • Yetkileri sınırsızdır ülkeyi istediği gibi yönetir

Mutlak monarşi, yasama ve yürütme yetkilerinin tek bir kişide toplandığı bir yönetim biçimidir. Bu sistemde tüm siyasi ve hukuki yetki, hükümdarın elindedir. Halkın ya da başka bir kurumun karar alma süreçlerine doğrudan etkisi yoktur. Hükümdar, yasa çıkarabilir, uygulayabilir ve yargı süreçlerini yönlendirebilir. Genellikle kral, padişah veya çar gibi unvanlarla anılan bu lider, ülkenin en yetkili ve tek karar verici kişisidir. Mutlak monarşilerde iktidar genellikle kalıtsal olarak, yani aile soyundan geçerek devam eder. Bu sistem, tarih boyunca birçok ülkede uygulanmış, zamanla anayasal monarşilere veya demokratik sistemlere evrilmiştir. Mutlak monarşi, merkeziyetçi bir yönetim anlayışı sunar ve hükümdarın otoritesi sorgulanamaz kabul edilir.

B. Meşruti Monarşi

Meşruti monarşi, hükümdarın yetkilerinin anayasa ile sınırlandırıldığı ve yasama yetkisinin genellikle bir meclis veya parlamentoya devredildiği bir yönetim biçimidir. Bu sistemde kral ya da padişah devletin başıdır ancak mutlak güce sahip değildir. Hükümdar, anayasa çerçevesinde hareket etmek zorundadır ve devlet yönetiminde halkın seçtiği temsilcilerle birlikte çalışır. Yürütme yetkisi hükümdar ve hükümet arasında paylaşılırken, yasama genellikle meclis tarafından yürütülür. Meşruti monarşi, mutlak monarşiden farklı olarak halkın yönetime dolaylı yoldan katılımını sağlar. Demokrasiye geçişte önemli bir adım olarak görülür. Bu sistem, özellikle 19. ve 20. yüzyıllarda birçok ülkede anayasal reformlarla benimsenmiştir. Bugün Birleşik Krallık, Japonya ve İspanya gibi bazı ülkeler meşruti monarşi ile yönetilmektedir.

  • Tek kişinin yetkileri Anayasa ile sınırlanmıştır
  • Yetkilerini milletin temsilcilerinin oluşturduğu meclis ile birlikte Anayasa çerçevesinde kullanır.
  • Örnek: Suudi Arabistan, Ürdün, Katar, Bahreyn
Genel

Klasik Dönem Siyasi Düşüncesi

Klasik Dönem Siyasi Düşüncesi Nedir?

ÖZET

Osmanlı devletinin kuruluş, yükselme, duraklama, gerileme ve dağılma dönemlerinde çeşitli siyasal düşünceler hâkim olmuştur. Bu düşünceler o günün şartlarına bağlı olarak farklılıklar göstermiştir. Osmanlı devletinin kuruluşundan, dağılma dönemine kadar değişmeyen tek düşünce, devlet anlayışında İslam devlet gelenekleridir. Klasik dönem Osmanlı siyasi düşüncesinin temelinde adalet yatar. Tanzimat Siyasal düşüncesi ise daha çok batı düşüncesi hakim olmuştur. Bu bağlamda yazımızda klasik dönem siyasi düşüncesi ve Tanzimat dönemi siyasal düşünceleri arasında farkları ve siyasal düşüncelerin neden değişikliğe uğradığını incelemeye çalışacağız.

Anahtar kelimeler: klasik dönem, tanzimat dönemi, siyasal düşünce

1. Klasik Dönem Siyasi Düşüncesi

Bu dönemde daha çok İslam devlet geleneği hâkim olmuştur. Bu dönemde, Osmanlı devletinin kuruluşunda siyasi düşünce olarak Selçuklu siyasi görüşü ve İslam Devlet geleneğinden etkilenmiştir. Devlet yönetimi için Selçuklu dönemindeki devlet şekli örnek alınarak Osmanlı devlet anlayışı üç temel esastan oluşmuştur. Bu üç temel esas şu şekildedir; 1. Devlet-i Ebed Müddet (Devletin sonsuza kadar yaşatılması) 2. Nizam-ı Âlem (Dünya düzeninin sağlanması adalet ve barışın sağlanması) 3. Kanun-ı Kadim (Kamu hukuk kurallarının üstünlüğü, büyük kanunlar) dir. Ayrıca, Osmanlı Devleti Klasik Siyasi düşüncesinin merkezinde Adalet duygusu yatar. Devletin varlığının devam ettirilebilmesi için Adalet vazgeçilmez bir olgu olarak görülmüştür. Bunu dönemin siyaset bilginlerinden biri olan Kınalızade Ali Efendi (1510-1572) Adalet Dairesi’ni şu şekilde ifade etmiştir:

  1. Adldir mucib-i salâh-ı cihan (Adâlettir dünya düzen ve kurtuluşunu sağlayan)
  2. Cihan bir bağdır dîvarı devlet ( Dünya bir bahçedir, duvarı devlet)
  3. Devletin nâzımı şeriattır (Devletin nizamını kuran Allah kanunudur)
  4. Şeriate olamaz hiç hâris illa mülk (Allah kanunu ancak saltanat ile  korunur).
  5. Mülk zabt eylemez illa leşker (Saltanat -devlet-, ancak ordu ile zaptedilir)
  6. Leşkeri cem’ idemez illa mal (Ordu, ancak mal ile ayakta kalır)
  7. Malı cem’ eyleyen raiyyettir (Malı toplayan halktır)
  8. Raiyyeti kul ider padişah-ı aleme adl (Halkı idare altına ancak Cihan Padişahı’ nın adâleti alır.) 1

Devleti toplumun temel öznesi olarak konumlayan, halkı bir siyasi aktör olarak görmeyen ve devlete çeşitli görevler yükleyen Klasik dönemde yönetim felsefesinin temelinde adalet yatar. Bunun aksi düşünülemez. Kınalızâde’ nin Ahlâk-ı Alâî’ sinde: Adalet dünyanın kurtuluşunu sağlar; dünya, duvarı devlet olan bir bağdır; devleti düzenleyen şeriattır; hükümdar olmadan şeriat korunamaz; askersiz hükümdar duruma hakim olamaz; mal olmadan hükümdar asker toplayamaz; malı toplayacak olan halktır; halkı padişaha kul eden ise adalettir. Daha özet versiyonlarından hareketle adalet dairesinin birbirine bağlı temel kavramlarını şöyle ifade etmek gerekir: Mülk [devlet, egemenlik, hükümdarlık]-Asker – Hazine – Reâyâ-Adalet.

Bu bağlamda, iktidar ile adâlet arasında karşılıklı bir bağımlılık mevcuttu ve iktidarın keyfî bir şekilde kullanılması gayrı meşru addedilirdi.2 Kınalızade’ nin bu  yorumuyla Klasik Dönem devlet yönetiminde Adalet, Devlet, Şeriat, Mülk, Ordu ve Mala vurgu yapmıştır. Adalet dairesinde sayılanlardan birinin eksik olması durumunda devletin işleyişinde sorunların olacağı açıktır. Osmanlı devleti klasik dönem siyasi düşüncesinde bu teori benimsenmiştir. Ancak Osmanlı devleti bu teoriyi benimsemesine rağmen bu teori içerisinde “ordu ve mal” halkası gelişen ve değişen dünya düzenine tam olarak ayak uyduramadığından dolayı zayıflamıştır. 17.yüzyıldan sonra yaşanan ekonomik sıkıntılar ve Orduda yapısal sorunlar halkanın zayıflamasına ve yeni arayışlar içerisine girmesine neden olmuştur. Bu arayışlar sonucunda batı düşünceleri egemen olmaya başlayarak Modern Osmanlı Siyasal düşüncesi hakim olmaya başlamıştır. Aşağıda bunu Tanzimat Dönemi Siyasal Düşüncesinde açıklamaya çalışacağız.

  1. 1 Harun Han Şirvani, İslam’da Siyasî Düşünce ve İdâre, Çev. Kemal Kuşçu, İrfan Yay., İstanbul 1965, s.
  2. 2 Bkz.H. İnalcık, “State and Ideology under Sultan Süleyman I”, The Middle East and the Balkans under the Ottoman Empire-Essays on Economy and Society, Bloomington 1993, s.71.

2. Tanzimat Dönemi Siyasal Düşüncesi

Tanzimat döneminde siyasal düşünce klasik dönemine göre farklılıklar yaşanmıştır. Fransız İhtilali ile birlikte Avrupa’ da ulus devlet anlayışı belirginleşmesiyle birlikte bu akıma Osmanlı devletini de etkilemiştir.  Bu dönemde Osmanlı Devletinin batı ülkeleri karşısında askeri, siyasi ve ekonomik anlamda sorunların baş göstermesiyle birlikte birtakım çözüm üretme mecburiyeti içerisine girmiştir. Hızla gelişen batıya direnmek için bazı reformların yapılması kaçınılmaz olmuştur. Geleneksel devlet anlayışı Osmanlı devletinin gelişiminde engeller teşkil etmekteydi. Batı hızla gelişiyor, Osmanlı devletinin gelirleri azalıyor, Osmanlı devleti siyasi, askeri ve ekonomisinde ve devlet yapısının hantal yapısıyla gerileme hızla sürüyor ve bu sorunlara çözüm aranması gerekiyordu.

Ancak, Osmanlı Devleti’nin gerileme döneminde yaşanan askeri ve siyasi mağlubiyetler ve ekonomik krizler Osmanlı reformcularının ekonomi ve diğer problemler göz ardı edilerek sadece askeri alanda reformlarla ilgilenmelerine sebep olmuş ve bu durum onların toplumun diğer alanlarıyla ilgili reform yapma düşüncesi geliştirmelerine engel olmuştur. Bu dönemde çözüm olarak öncelikle askeri ve bürokratik reformlar yapılır. Amaç devleti modernize ederek tekrar güçlü kılmaktır. Sonra da Anayasal reformlar. Buradaki amaç da anayasal hakları genişleterek dağılmayı önlemektir. Bu modernize çabası sırasında birçok Avrupalı düşünce Osmanlı entelektüel-bürokratını etkilemiştir. Özellikle modern siyasi kurum ve kavramlar ile bunların faydaları tartışmaya açılmış; bu da zamanla değişim düşüncesini getirmiştir.  Klasik dönem bozulma durumunda hep eskiden elde edilmiş düzene geri dönmeyi salık verirken; modern dönem (Avrupa’yı esas alarak) ileriye/yeniye yönelmiştir.

3. Klasik Dönem ve Tanzimat Dönemi Siyasi Düşüncesi Arasında Farklılıklar

Osmanlı Devletinin klasik dönem siyasi düşüncesi ile Tanzimat dönemi siyasi düşüncesi arasındaki siyasal düşünce farklılıkları en fazla askeri alanda görülmektedir. Modern dönem (Tanzimat dönemi) siyasi düşüncesi Avrupa’ dan etkilenmiş ve yeni düşünceler geliştirmiştir. Önce Tanzimat döneminin klasik dönemle arasındaki benzerliğini söyleyeyim. Modern Osmanlı düşüncesi de devleti neredeyse tek siyasi aktör olarak görür. Bir tür klasik dönem siyasi ve toplumsal yapısını ihya amacı güder. Çünkü 19. yüzyıl Osmanlı Devleti merkez kaç güçler üzerindeki etkisini kaybetmek üzeredir (Ayrılıkçı hareketler vs.) Tanzimat dönemi, Türk siyasi, idari, ekonomi ve sosyal hayatın bütünüyle değişimi hedefleyen ve yeni bir yapılanmayı hedef alır.

Ümit USLU

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK YAZILARIMIZ;

 

Genel

Bellevue Sarayı

Bellevue Sarayı Almanya

Bellevue Sarayı (Schloss Bellevue bulunur), Berlin ‘in Tiergarten semtinde olmuştur resmi ikamet ve Almanya’nın Cumhurbaşkanı 1994 Bu kıyısında yer alır çünkü Spree yakın, nehir Berlin Zafer Anıtı kuzey kenarı boyunca,  Adını – Fransız “güzel görünümü” için – Spree kursu üzerindeki doğal umudu kaynaklanmaktadır.

Bellevue Sarayı

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK YAZILARIMIZ;

Genel

Aristo Siyasal Sistemleri Sınıflandırması

Aristo Siyasal Sistemleri Sınıflandırması Nedir?

Aristo siyasal sistemleri sınıflandırması hakkında bilgiler:

Aristoteles yaptığı iyi-kötü ayrımıyla kendi idealindeki bir sistemi de bize anlatmaktadır. Bilinen en eski sınıflamalardan birisi Aristo tarafından yapılmıştır.

aristo

Aristo temel olarak iki sorudan hareket etmiştir.

  1. SORU: “kim yönetir?”
  2. SORU: “yönetimden kim çıkar sağlar?”

Aristo’nun yaptığı sınıflama aslında o dönemde var olan devletlerinin bir gözlemine dayanmaktaydı ve Aristo bu gözlem üzerinden iyi ve kötü sınıflaması yapmıştır. Aristo altı temel yönetim biçimi belirlemiştir. Bunlardan üç tanesi “iyi” diğer üç tanesi ise “kötü” yönetim biçimleridir. Kötü yönetim biçimleri iyi yönetim biçimlerinin bozulmuş halleridir.

Aristoteles Kimdir?

1- İYİ YÖNETİM BİÇİMLERİ:

  • a- Monarşi,
  • b- Aristokrasi ve
  • c- Polity denilen yapılardır.

2- KÖTÜ YÖNETİM BİÇİMLERİ İSE:

  • a- Tiranlık,
  • b- Oligarşi
  • c- Demokrasidir.

Tiranlık, oligarşi ve demokraside kişi grup ve kitlelerin kendi hesaplarına başkalarını dikkate almadan yönetim söz konusuydu. Monarşi ve aristokrasi ise iyi olmakla birlikte uygulanabilir değildi zira tanrısal bir istekliliği içeriyordu.

Polity Nedir?

“Polity” ise halk tarafından herkes namına yapılan bir yönetimdi ve tercih edilmesi gerekmekteydi. Aristo’nun demokrasiye olan temel eleştirisi bir demagogun kontrolüne geçmeleri ve varlıklı azınlığı gücendirmeleri potansiyelinden dolayıdır.

  • Tiranlık ve monarşide: kişiler
  • Oligarşi ve aristokraside: azınlık;
  • Demokrasi ve “polity”de ise: çoğunluk yönetmektedir.
  • Tiranlık, oligarşi ve demokraside; yöneticiler.
  • Monarşi, Aristokrasi ve “polity”de ise: herkes yönetimden faydalanmaktadır.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK YAZILARIMIZ;

Genel

SİYASET VE İKTİDAR İLİŞKİLERİ

Siyaset ve İktidar İlişkileri Nedir?

Siyaset ve iktidar ilişkileri hakkında bilgiler:

Siyaseti devlet kapsamında görmekle yetinmeyen ve iktidar olgusunun aracılığıyla tanımlayan yaklaşımlar artık günümüz siyaset sosyolojisinde oldukça çekici görünüyor. Hatta bu konuda devlet olmadan da siyasetin olduğunu öne süren Şimdi iktidar ve yeni siyasetini oluşturmak hakkında yapılmış ve siyasetin tanımlamasına ilişkin bugüne kadar gördüğümüz yaklaşımların bir çeşit sentezini yapan U. Beck, siyasete hem toplum katında ve toplumsal ilişkiler çerçevesinde, hem devlet katında ve iktidar olgusunun eşliğinde var olan, bir olgu olarak görüyor.

SİYASET VE İKTİDAR İLİŞKİLERİ

Burada şu soruyu sorabiliriz’ siyasetin icadıyla kastedilen nedir? Kastedilen yalnızca kuralları uygulayan değil kuralları değiştiren bir siyasettir.

  • Yalnızca siyasetçinin Siyaseti, politikacılık değil, toplumun siyasetidir.
  • Yalnızca iktidar Siyaseti değil, tasarımcı siyaset, siyaset sanatıdır.

Beck’e göre, Avrupa’da bir güvenlik sistemi artık yoktur, yani buna ihtiyaç da yok, bu anlaşmaları yapan taraflar artık mevcut değil bu anlaşmalara konu olan bölgeler/ülkeler yok ve anlaşmaları dengeleyecek çıkarlar ve güçler kalmadı der. U. Beck’in yazısında siyasetin tanımı yok, ama icat edilmesini önerdiği yeni siyasetin tanımlanması gerekecektir. Yine de icat edilen siyasetin tanımlanmasının şimdiye kadar olduğu gibi devlet üzerinde yoğunlaşamayacağına, toplum-merkezli bir siyaset anlayışının galebe çalacağına ilişkin ipuçları veriyor. Bu yaklaşım ile Beck, alt-siyaset adını verdiği yeni bir kavram üretiyor ve bu anlamı ifade etmeden önce, konuya bireyselleşmeyi anlatmakla başlıyor. Şimdi bu konuda ilginç bir nokta var ki Beck yeni yaklaşımının direk tanımlamasını yapmaktan kaçınıyor ve bireyselleşmenin birinci anlamı olarak, başkalarının aksine toplumdan kopma, ilgisizleşmek veya toplumsallıktan kaçış asosyal olmak anlamına gelmeyen sanayi toplumunun, yaşam tarzlarının tasfiyesi ile ilgili ve ikinci olarak da bireylerin kendi yaşam öykülerini kendilerini yapabildikleri, kendilerini üretebildikleri ve sahneye koyabildikleri ile ilgili bir Beck’in açısından bakıldığında bireyselleşmiş sanayi toplumlarının, tartışılmaz olarak kabul edilmiş olan doğruların aksine, insanların hem kendileri, hem başkaları için yeni doğrular bulmak, onları icat etmek zorunluluğunu hissetmelerini içeriyor.

Beck ayrıca şuna dikkat çekiyor insanlar bireyselleşmiş kendi özgür iradeleriyle değil hatta Fransız düşünür J. P. Sartre’ın deyişiyle buna mahkum olduklarını belirtir. İşte bu noktada Beck, sosyal devletle bu oluşum arasında sıkı sıkıya bir bağlantı olduğunu öne sürer. Zira sosyal devlet ona göre bireyselleşmeyi hızlandıran bir faktör ve yepyeni ben merkezli yaşam tarzlarına zemin hazırlayan, bir deney düzenlemesi Beck, Parlamento, siyasi partiler ya da sendikalar gibi siyasal alanda yer alan ve tartışılan konuların, giderek hiç bir ilgi ve heyecan uyandırmadığına dikkat çekerek, alınan kararlarında parti merkezlerinde oluşan fikirlerle alınmasının, artık mümkün olmadığını bildirmektedir. Çeşitli düşünürler de, örneğin F. Fukuyama, D. Bell, P. Birnbaum siyasetin sonunun geldiğine dair çeşitli yayınlar yapmışlar ve bir yerde Beck İle aynı bakış açısına sahip olmuşlardır. Ancak bu noktada Beck bir çıkış yaparak, böyle bir teşhisten hareketle varılan sonuçların yanlış olduğunu, çünkü bunun hastalığı yanlış teşhis konulmasından dolayı ortaya çıktığını ileri sürer. Çünkü devletin resmi siyasal organlarında, siyasetin durduğunu görenler, siyasetin toplum katında da top yekun durduğu ya da ortadan kalktığı korkusuna kapılıyorlar. Ancak Beck bunun kesinlikle yanlış bir yorum olduğunu öne sürüyor.

Bu düşünce tarzına göre Türkiye’ye bakarsak,

Türkiye’de alıştığımız deyimle tıkanarak- hatta tıkandığı için önünün açılmasının pekâlâ mümkün olduğu ve yerleşik resmi sorumluluklarla mevcut hiyerarşilerin ötesine geçerek, yeni bir siyasetin doğumunu gerçekleştirebileceğini öngörebiliriz. Sanayi toplumuna özgü siyasette, siyasal sayılan günümüzde, siyasal olmaktan çıkmakta ama diğer yandan, o dönemde siyaset dışı sayılanın, artık siyasetin kapsamına girdiği Beck tarafından kabul edilmektedir. Beck’in alt-siyaset adını verdiği siyaset, artık başka odaklar da gelişmekte ve şekillenmektedir. Alt-siyasetin uç verdiği dönem “siyasetin siyaseti” dönemidir. Yani siyasetin yeniden icat edilmesinin dönemidir.

Şimdi Beck’in tarif ettiği alt-siyasetin bilinen siyasetten ayrılığı, özellikle iki konuda öne çıkmaktadır: konumları ve statüleri itibariyle devletin, siyasal kurumların ya da korporatist kurumların dışında olan bireyler de, toplumun yeniden tasarımında ve biçimlenmesinde etkili olabilirler.

Bunlar çeşitli gruplardır.

Örneğin;

  • serbest meslek profesyonellerinin,
  • teknik ve ekonomik entelijansiyanın,
  • yurttaş girişimlerinin ve kamuoyunun oluşturdukları gruplardır.

Alt siyasetin diğer konusu ise,

yani diğer toplumsal güç, bireylerin ta kendisidir. Bireyler yukarıda sözü edilen gruplarla ve birbirleriyle yarışarak, siyasetin oluşumunda etkin bir rol üstlenebilmektedirler.

Genel

İletişim

İletişim Formu

Ad Soyad*:
Telefon*:
E-Mail:
Mesaj*:
Türkiye’nin Başkenti?*:
* Zorunlu Alanlar: